Türkiye’de Şirketler İçin Yeşil Dönüşüm, Uygulamalar ve Destekler

1 Şubat 2026
İklim değişikliğinin ve çevre sorunlarının küresel ekonomiye etkileri artarken, iş dünyası için yeşil dönüşüm artık tercihten ziyade bir zorunluluk haline gelmiştir. Özellikle Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı ve 2026’dan itibaren devreye girecek Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), Türkiye’den AB’ye ihracat yapan firmaları karbon emisyonlarını ölçme ve azaltma yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu durum, ihracatçı şirketlerin üretim yöntemlerinden tedarik zincirine ve enerji kullanımına kadar tüm süreçlerini çevre dostu bir şekilde dönüştürmesini gerektirmektedir. Bu dönüşümü desteklemek adına ülkemizde çeşitli finansman ve teşvik mekanizmaları bulunmaktadır. Bu yazıda, yeşil dönüşümün ne anlama geldiği, sürdürülebilirlik kavramıyla ilişkisi, şirketlerin hangi alanlarda dönüşüm uygulamaları yaptığı ve Türkiye özelinde sunulan destekleri detaylı olarak ele alıyoruz.
Yeşil Dönüşüm Kavramı Nedir?
Yeşil dönüşüm, bir işletmenin üretimden tedarik zincirine, kaynak kullanımından atık yönetimine kadar tüm iş süreçlerinde çevresel sürdürülebilirlik odaklı değişimler gerçekleştirmesidir. Bu dönüşümün temel amacı, faaliyetlerin çevreye karbon ayak izini azaltacak şekilde yeniden yapılandırılması, enerji verimliliğinin artırılması ve çevre dostu teknolojilere yatırım yapılmasıdır. Yeşil dönüşüm sayesinde şirketler bir yandan operasyonel maliyetlerini düşürebilmekte, diğer yandan tüketici nezdinde daha sorumlu ve yeşil bir imaj oluşturabildiği için sürdürülebilir bir rekabet gücü kazanmaktadır. Özellikle ihracatçı firmalar için yeşil dönüşüm, uluslararası piyasalarda rekabet gücünü korumanın ve karbon vergileri gibi yeni uygulamalardan olumsuz etkilenmemenin anahtarıdır. Nitekim yeşil ve dijital dönüşümü başaran firmalar, ihracat odaklı olduğumuz AB pazarına uyum konusunda stratejik bir avantaj sağlayabiliyor.
Yeşil dönüşüm sadece çevresel boyutlu bir değişim değildir; aynı zamanda ekonomik ve sosyal boyutlarıyla da geleceğe dönük sürdürülebilir bir model oluşturmayı hedefler. İklim değişikliği, doğal kaynakların tükenmesi ve çevresel kirlilik gibi küresel sorunlarla mücadelede yeşil dönüşüm kritik rol oynar. Örneğin sanayi, enerji, ulaşım, tarım gibi sektörlerde daha temiz üretim tekniklerinin benimsenmesi, fosil yakıt tüketiminin azaltılması ve döngüsel ekonomi prensiplerinin uygulanması yeşil dönüşümün başlıca unsurlarıdır. Sonuç olarak, yeşil dönüşüm ekonomik büyümeyi çevresel sorumlulukla dengeleyerek uzun vadeli bir gelişim modeli sunmaktadır.
Sürdürülebilirlik Kavramı Nedir?
Sürdürülebilirlik, en genel tanımıyla “bugünün ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetinden ödün vermeden karşılamak” anlamına gelir. Yani bugünkü faaliyetlerimizi yürütürken yarının kaynaklarını tüketmemeyi, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmayı hedefleyen bir ilkedir. Sürdürülebilirlik kavramı üç temel boyutu kapsar: çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik. Çevresel sürdürülebilirlik, ekosistemlerin ve doğal kaynakların korunmasını ifade ederken; sosyal sürdürülebilirlik çalışan hakları, toplumsal kalkınma ve adalet gibi konuları, ekonomik sürdürülebilirlik ise uzun vadede ekonomik faaliyetlerin devamlılığını ve finansal istikrarı içerir.
Günümüz iş dünyasında sürdürülebilirlik, şirketlerin stratejik planlarına entegre ettikleri önemli bir öncelik haline gelmiştir. Birçok şirket ve yönetici, sürdürülebilirliği kurumsal risk ve fırsatlar boyutuyla ele alarak iş süreçlerine dahil etmektedir. Özellikle kurumsal sürdürülebilirlik programları kapsamında şirketler, çevre yönetim sistemleri kurmakta (ör. ISO 14001), Sürdürülebilirlik Raporları yayımlamakta ve ESG (Environmental, Social, Governance) kriterlerine uyum sağlamaya çalışmaktadır. Bu sayede hem yasal gerekliliklere uyum sağlanmakta hem de yatırımcılar ve müşteriler nezdinde itibar kazanılmaktadır.
Yeşil Dönüşüm, Sürdürülebilirlik Kavramının Neresinde?
Yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik kavramları birbiriyle yakından ilişkili olmakla birlikte, ölçek ve kapsam açısından bazı farklılıklar barındırır. Yeşil dönüşüm, şirketlerin operasyonel süreçlerinde çevresel odaklı dönüşümleri ifade eder. Daha düşük karbon ayak izi, enerji ve kaynak verimliliği, temiz üretim teknolojileri gibi somut çevresel adımlara odaklanır. Sürdürülebilirlik ise yeşil dönüşümü de içine alan daha geniş bir şemsiyedir; çevresel boyutun yanı sıra sosyal sorumluluk ve yönetişim ilkelerini de kapsar. Basit bir ifadeyle, yeşil dönüşüm bir şirketin sürdürülebilirlik hedeflerinin çevresel ayağını hayata geçirme aracıdır.
Şirketlerin bu iki kavramı hayata geçirme biçimleri büyük ölçüde örtüşür. Bir şirkette sürdürülebilirlik stratejisi benimsendiğinde, bunun önemli bir parçası olarak çevre dostu uygulamaların (yeşil dönüşüm adımlarının) devreye alınması gerekir. Örneğin bir firma sürdürülebilirlik hedefi olarak karbon nötr olmayı benimsiyorsa, üretimde enerji verimliliği yatırımları yapmak, yenilenebilir enerjiye geçmek veya atıklarını geri dönüştürmek (yani yeşil dönüşüm uygulamaları) zorundadır. Bu açıdan bakıldığında yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik büyük ölçüde iç içe geçmiştir.
Öte yandan sürdürülebilirlik, çevre dışında işçi hakları, toplumsal yatırım, kurumsal etik gibi alanları da içerdiğinden, yeşil dönüşüm bu bütünün çevre ayağını temsil eder. Şirketler genellikle sürdürülebilirlik politikaları kapsamında hem çevresel dönüşüm projeleri yapar, hem de sosyal sorumluluk projeleri yürütürler. Sonuç olarak, yeşil dönüşüm sürdürülebilirliğin vazgeçilmez bir parçasıdır; ancak sürdürülebilirlik kavramı yeşil dönüşümün ötesinde daha kapsamlı bir kurumsal dönüşümü ifade eder. Uygulamada birçok firma “sürdürülebilirlik” çatısı altında karbon emisyonlarını azaltma, enerji tasarrufu, atık azaltma gibi yeşil dönüşüm adımlarını atarken, aynı zamanda çalışan eğitimi, iş güvenliği, çeşitlilik, tedarikçi etik kuralları gibi sosyal yönleri de yönetmektedir.
Şirketlerin Yeşil Dönüşüm Uygulamaları ve Tipik Yatırımları

Yeşil dönüşümü hayata geçirmek isteyen şirketler, farklı alanlarda yatırımlar ve operasyonel değişiklikler gerçekleştirirler. Başlıca yeşil dönüşüm uygulama alanları ve bu kapsamdaki tipik harcamalar şu şekilde özetlenebilir:
Enerji Verimliliği Önlemleri
Şirketler üretim tesislerinde ve binalarında enerji tasarrufu sağlayacak yatırımlar yaparlar. Örneğin, eski ve verimsiz makinelerin yerine enerji verimli makinelerin satın alınması, motor ve pompa sistemlerinin yüksek verimli olanlarla değiştirilmesi, proses optimizasyonu, atık ısı geri kazanım sistemlerinin kurulması, binalarda ısı yalıtımı ve verimli aydınlatma (LED) sistemlerine geçilmesi gibi adımlar enerji tüketimini azaltmaya yöneliktir. Bu alandaki yatırımların amacı, aynı üretimi daha az enerjiyle gerçekleştirmek ve böylece hem maliyetleri hem de karbon emisyonlarını düşürmektir. Türkiye’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Verimlilik Artırıcı Projeler (VAP) programı, uygun projelere maliyetin %30’una kadar hibe desteği sağlayarak firmaların enerji verimliliği yatırımlarını teşvik etmektedir.
Yenilenebilir Enerji Yatırımları
Birçok firma, kullandığı elektriği temiz kaynaklardan elde etmeye yönelmektedir. Bunun için fabrika çatılarına güneş enerjisi santralleri (GES) kurulması, tesis sahasına rüzgâr türbini yatırımı, ısıtma için güneş kollektörleri kullanımı gibi yatırımlar yapılır. Ayrıca şirketler yenilenebilir enerji satın alma (yeşil enerji sertifikaları veya PPA anlaşmaları yoluyla) yoluna da gitmektedir. Yenilenebilir enerji yatırımları, başlangıçta sermaye harcaması gerektirse de uzun vadede enerji maliyetlerini sabitleyip düşürür ve firmanın karbon ayak izini önemli ölçüde azaltır. Türkiye’de işletmelerin bu alandaki projelerine uygun finansman sağlanmaktadır; örneğin kamu bankaları yenilenebilir enerji kurulumları için özel krediler sunmaktadır. Yeşil Dönüşüm ve Sürdürülebilirlik çerçevesinde güneş, rüzgâr, hidroelektrik gibi temiz enerji projelerine finansman sağlanması, firmaların enerji bağımsızlığını artırmasını ve fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmasını hedeflemektedir.
Atık Azaltma ve Yönetimi (Döngüsel Ekonomi)
Şirketlerin yeşil dönüşüm adımlarından biri de atıktan kaçınma, atıkların geri kazanımı ve döngüsel kullanım uygulamalarıdır. Üretim süreçlerinde hammaddelerin daha verimli kullanılması, sıfır atık prensiplerinin benimsenmesi, yan ürünlerin veya atık malzemelerin yeniden değerlendirilmesi (örneğin üretim artıkları veya hurdaların geri dönüştürülerek tekrar hammadde olarak kullanımı) bu kapsamdadır. Ayrıca firmalar atık su arıtma tesisleri kurarak suyun tekrar kullanımını sağlamakta, tehlikeli atıklarını bertaraf etmek için lisanslı geri dönüşüm firmalarıyla çalışmaktadır. Tüm bu yatırımlar, hem çevresel yükü azaltır hem de uzun vadede hammadde ve atık maliyetlerinde tasarruf sağlar. Örneğin tekstil sektöründe fabrikalar su tüketimini ve kimyasal atık suyu azaltmak için kapalı devre boyama sistemlerine ve su geri kazanım ünitelerine yatırım yapmaktadır. Döngüsel ekonomi yaklaşımıyla, “atık” kavramı en aza indirilmeye çalışılırken, atıkların da mümkün olduğunca ekonomik değere dönüştürülmesi hedeflenir.
Düşük Karbonlu Teknolojilere Geçiş
Yeşil dönüşüm, şirketlerin mevcut üretim teknolojilerini daha az karbon üreten alternatiflerle değiştirmesini de içerir. Bu kapsamda fosil yakıt kullanan proseslerin elektrifikasyonu (örneğin fabrikalarda buhar kazanlarının doğal gaz yerine elektrik veya biyokütle ile çalışır hale getirilmesi), karbon yoğun hammaddeler yerine düşük karbon ayak izine sahip malzemelerin kullanılması, yeni temiz üretim teknolojilerine yatırım (örneğin karbon yakalama üniteleri, yenilikçi filtre ve arıtma sistemleri, verimli yakma teknolojileri) sayılabilir. Şirketler ayrıca dijital dönüşüm araçlarını da kullanarak (IoT sensörleri, yapay zekâ ile üretim optimizasyonu, enerji izleme yazılımları gibi) süreçlerini verimli ve izlenebilir hale getirmektedir. Bu yatırımlar başlangıçta yüksek maliyetli olabilse de devlet tarafından çeşitli teşvik mekanizmalarıyla desteklenmektedir. Nitekim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Yeşil Dönüşüm destek programında makine ve teçhizat alımı, teknoloji (yazılım/donanım) harcamaları, ölçüm-doğrulama ve belgelendirme giderleri ile danışmanlık harcamaları desteklenebilen kalemlerdendir. Bu durum, şirketlerin enerji verimli makineler, temiz üretim teknolojileri, karbon ayak izi ölçüm ve sertifikasyon projeleri gibi harcamalar yaparak yeşil dönüşümü gerçekleştirdiğini göstermektedir.
Yukarıdaki alanlarda yapılan yatırımlar, yalnız çevresel fayda sağlamakla kalmaz, çoğu zaman işletmelerin uzun vadeli rekabetçiliğine de katkı sunar. Örneğin enerji verimliliği projeleri elektrik ve yakıt giderlerini azaltarak maliyet avantajı yaratır; atık geri kazanımı ham madde kullanımını düşürür; yenilenebilir enerji yatırımları ileride karbon vergileri uygulanırsa firmayı korur. Bu nedenle yeşil dönüşüme yapılan harcamalar, şirketler tarafından bir maliyet değil, geleceğe yönelik bir yatırım olarak değerlendirilmektedir.
Ticaret Bakanlığı Responsible Programı ile Yeşil Dönüşüm Desteği

Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı, ihracatçı şirketlerin Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sağlamaları ve sürdürülebilir üretime geçişlerini hızlandırmaları amacıyla Yeşil Mutabakata Uyum Projesi Desteği (Responsible® Programı) adıyla özel bir destek programı yürütmektedir. Responsible Programı, belirli büyüklükte ihracat yapan firmalara yeşil dönüşüm yolunda kapsamlı bir danışmanlık için finansman desteği sunmaktadır.
Kimler başvurabilir? Son üç takvim yılında toplam 300.000 ABD Doları ve üzeri ihracat yapmış imalatçı-ihracatçı firmalar programa başvurabilmektedir. Bu kriter, programın özellikle ihracat potansiyeli yüksek KOBİ’lere ve orta-büyük ölçekli imalatçılara odaklandığını göstermektedir.
Neler destekleniyor? Responsible Programı kapsamında, firmaların sürdürülebilirlik dönüşümünü sistematik ve ölçülebilir şekilde gerçekleştirmesi için gereken danışmanlık projeleri desteklenir. Program üç fazlı bir yapıda kurgulanmıştır:
- Faz 1 – Mevcut Durum Analizi ve Yol Haritası: Şirketin çevresel sürdürülebilirlik açısından mevcut performansı (karbon emisyonları, enerji-su tüketimi, atık yönetimi vs.) analiz edilir. Sonrasında firma için bir sürdürülebilirlik yol haritası oluşturulur. Bu yol haritası, firmanın Yeşil Mutabakat hedeflerine uyumlu olarak kısa, orta ve uzun vadede atması gereken adımları içerir.
- Faz 2 – Uygulama Danışmanlığı: Yol haritasında belirlenen projelerin hayata geçirilmesi sürecinde şirketlere danışmanlık desteği verilir. Örneğin karbon ve su ayak izinin hesaplanması, karbonsuzlaşma (dekarbonizasyon) stratejilerinin uygulanması, enerji verimliliği ve atık yönetimi sistemlerinin kurulması gibi konularda uzman danışmanlar firmanın proje uygulamalarına rehberlik eder. Bu kapsamda firmanın üretim süreçlerine uygun dijital dönüşüm çözümleri de (ERP yazılımları, yapay zekâ ile verimlilik artırma, IoT tabanlı izleme sistemleri vb.) entegre edilerek hem çevresel hem de operasyonel iyileştirmeler yapılması hedeflenir.
- Faz 3 – İzleme ve Doğrulama Danışmanlığı: Uygulamaya konan sürdürülebilirlik projelerinin sonuçları düzenli olarak izlenir ve performansı ölçülür. Bağımsız doğrulama yöntemleriyle (örneğin karbon emisyonu azaltımı doğrulaması, enerji tasarrufu ölçümleri) elde edilen çevresel kazanımlar raporlanır. Böylece firmanın yeşil dönüşüm yolculuğunda ilerlemesi sayısal verilerle takip edilir ve gerekiyorsa yeni iyileştirme önerileri sunulur.
Destek oranı ve üst limiti: Responsible Programı kapsamında yukarıda bahsedilen danışmanlık hizmeti giderlerinin %50’si hibe olarak karşılanmaktadır. Bir firma, program dahilinde 5 yıl boyunca 2026 yılı için toplam 17.640.256 TL’ye kadar hibe desteğinden yararlanabilir. Bu oldukça yüksek bir üst limit olup, şirketlerin kapsamlı dönüşüm projelerini büyük ölçüde sübvansiyonlu şekilde gerçekleştirmesine imkân tanımakta ve her takvim yılında enflasyona göre güncellenmektedir. Programda sağlanan hibe, firmaların danışmanlık için yaptığı harcamanın yarısını devletin geri ödemesiz olarak üstlendiği anlamına gelir.
Başvuru ve süreç: Program sürekli açıktır ve başvurusu onaylanan firmalar, Bakanlık onayı ardından danışmanlık almaya başlar. Program, firmaların finansmana erişimini de kolaylaştırmayı hedeflemektedir; nitekim Responsible Programı kapsamında destek alan projelere Türk Eximbank ve kalkınma bankaları gibi kurumlar tarafından uygun koşullu krediler sağlanması yönünde çalışmalar da bulunmaktadır. Böylece şirketler hem danışmanlık hibesi almakta hem de ihtiyaç duyarlarsa yeşil yatırımlarını finanse etmek için uygun maliyetli kredi bulabilmektedir.
Responsible Programı, ihracatçı firmaların AB Yeşil Mutabakat kriterlerine uyumunu hızlandırdığı gibi, onları gelecekte karşılaşabilecekleri olası karbon vergilerine ve sürdürülebilirlik şartlarına karşı dirençli hale getirmeyi amaçlar. Program sayesinde birçok firma ilk kez karbon ayak izi envanteri çıkarmış, enerji yönetim sistemi kurmuş veya döngüsel ekonomi prensiplerini işletmesine entegre etmiştir. Sonuç olarak, Ticaret Bakanlığı’nın Responsible Programı yeşil dönüşüm yolunda şirketlere hem yol gösterici bir rehberlik hem de önemli bir mali destek sunmaktadır.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Yeşil Dönüşüm Destekleri

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye’nin imalat sanayisinde düşük karbonlu ve sürdürülebilir üretim modeline geçişini desteklemek üzere çeşitli teşvik programları ve destek mekanizmaları yürürlüğe koymuştur. Bu kapsamda, Yeşil Dönüşüm Destek Programı yatırım teşvik belgesi aracıyla şirketlerin çevre dostu yatırımları teşvik edilmektedir.
Yeşil Dönüşüm Destek Programı (Yatırım Teşvikleri)
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde uygulanan Yeşil Dönüşüm Destek Programı, imalat sanayi işletmelerinin yeşil dönüşüm projelerini yatırım teşvikleriyle destekleyen bir programdır. Bu program kapsamında, işletmeler çevreye duyarlı ve kaynak verimli üretim hedefleyen projeleri için özel teşviklerden faydalanabilirler. Programın işleyişi özetle şöyledir: Şirketler hazırladıkları yeşil dönüşüm proje ile başvuru yaparlar. Projede enerji tüketimini, sera gazı emisyonlarını, atıkları azaltmaya yönelik somut iyileştirmeler planlanmış olmalıdır. Bakanlık tarafından belirlenen kriterlere uygun bulunan projelere, Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü tarafından yatırımın büyüklüğüne göre “Öncelikli Yatırımlar Teşvik Sistemi” veya “Stratejik Hamle Programı” kapsamında Yatırım Teşvik Belgesi düzenlenir ve aşağıdaki kalemlerde destek verilir:
- KDV İstisnası: Teşvik belgesi kapsamındaki yatırım mallarının (makine ve teçhizat) alımında %100 Katma Değer Vergisi istisnası uygulanır. Bu sayede şirketler, çevreci yatırımlarında kullanılan ekipmanları satın alırken KDV ödemeyerek maliyet avantajı elde ederler. Ayrıca, imalat sanayinde faaliyet gösteren şirketlerin yatırım kapsamında yaptığı inşaat harcamalarında KDV istisnası uygulanır.
- Gümrük Vergisi Muafiyeti: Yatırım kapsamında yurt dışından ithal edilecek makine ve teçhizat için %100 gümrük vergisi muafiyeti sağlanır. Özellikle yenilenebilir enerji veya verimlilik ekipmanlarını ithal eden firmalar için önemli bir mali teşviktir. Ancak ithal edilecek bazı makine ve teçhizat için bu muafiyet uygulanmaz. Bu husus, 9903 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar’da belirtilmiştir.
- Vergi İndirimi: Yatırım tutarının belirli bir oranına kadar uygulanmak üzere gelir/kurumlar vergisi indiriminden yararlanılır. Bu sayede yeşil dönüşüm yatırımının toplam tutarının %30’u kadar vergi indirim imkânı sağlanır. Bu indirim, şirketin yatırım nedeniyle oluşacak kârdan ödeyeceği vergiyi önemli ölçüde azaltır, böylece yatırımın geri dönüş süresini kısaltır.
- Sigorta Primi Desteği: Teşvik belgesi kapsamında gerçekleşen yatırım sonucunda sağlanan ilave istihdam için işverenin SGK priminin belirli bir kısmı devlet tarafından karşılanır. Yararlanma süresi, bölgeye göre 1, 2, 4, 8 veya 12 yıl süreyle uygulanır. 6. bölge illerinde ise ek olarak 10 yıl süreyle Sigorta Primi İşçi Hissesi Desteği uygulanır. Bu destekler, özellikle enerji verimliliği veya atık yönetimi gibi projeler nedeniyle yeni personel istihdam eden KOBİ’ler için ciddi bir işçilik maliyeti avantajı sağlar.
- Faiz Desteği: Yatırımın finansmanı için kullanılan kredilerde faiz desteği sunulur. Kredi faizinin %25’i (Stratejik Hamle Programında %30) Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından karşılanır.
- Makine ve Teçhizat Desteği: Yatırımın tutarına göre Stratejik Hamle Programı kapsamındaki yatırımlarda makine tutarının %25’i kadar nakdi destek verilir.
Yeşil Dönüşüm Programı sayesinde çevreci projeler için bu teşvik unsurları tüm ülke geneline yaygınlaştırılmıştır. Bu sayede örneğin Marmara veya Ege’de bulunan bir sanayi tesisi, sadece Doğu Anadolu’daki bir yatırımın alabileceği oranda yüksek teşvikleri çevreci projesi için alabilmektedir. Bu program, firmaların karbon emisyonlarını azaltan, enerji tasarrufu sağlayan teknolojilere yatırım yapmasını ekonomik olarak cazip hale getirmeyi amaçlamaktadır.
TÜBİTAK Yeşil Dönüşüm Ar-Ge Destekleri
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın bir diğer kolu olan TÜBİTAK, yeşil dönüşüm alanında Ar-Ge ve inovasyon projelerini teşvik etmek üzere özel çağrılar ve programlar yürütmektedir. Özellikle TÜBİTAK TEYDEB bünyesindeki 1501 (Sanayi Ar-Ge Destekleri), 1707 (Siparişe Dayalı Ar-Ge) ve 1832 (Sanayide Yeşil Dönüşüm Desteği) programları kapsamında temiz üretim teknolojileri, yeşil inovasyon ve döngüsel ekonomi temalı projeler öncelikli destek alanları olarak belirlenmiştir. TÜBİTAK, uygun görülen Ar-Ge projelerine %75’e varan oranlarda hibe desteği ve 1832 programına özel olarak krediden hibeye dönüşebilen destekler vermektedir. Çağrı esaslı programlar olduğundan belirli dönemlerde başvuru yapılabilmektedir.
Örneğin, düşük karbonlu çimento üretimi, yeşil hidrojen kullanımıyla çelik üretimi, biyoplastik malzeme geliştirme, endüstriyel karbon yakalama ve depolama (CCS) teknolojileri, elektrikli araç batarya geri dönüşümü gibi alanlardaki Ar-Ge projeleri TÜBİTAK tarafından desteklenmektedir.
TÜBİTAK TEYDEB tarafından yürütülen 1832 Sanayide Yeşil Dönüşüm Çağrısı, klasik yatırım teşviklerinden farklıdır. Bu destek, ölçülebilir çevresel iyileşme sağlayan ürün veya süreç geliştirilmesini ister. Destek mantığı; proje bitiminden 1 yıl sonra geri ödemeli finansman modeli, proje sonunda başarı kriterleri sağlanırsa hibeye dönüşümdür. Bu programda standart olarak desteklenen giderler; personel, danışmanlık ve hizmet alımı, alet, teçhizat, yazılım, malzeme/sarf, sertifikasyon ve doğrulama (EPD, karbon doğrulama, CE vb.).
Bu destek sayesinde özellikle ihracatçılar, ürün karbon ayak izini düşüren proses geliştirme, enerji ve su tüketimini azaltan yenilik, atık geri kazanımı, AB’nin talep ettiği çevresel sertifikasyon altyapısı hedeflerine ulaşmayı sağlar. Böylece Türkiye sanayisinin yeşil dönüşümüne teknolojik altyapı sağlanması hedeflenmektedir.
KOSGEB Yeşil Sanayi Destek Programı
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı KOSGEB (Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme İdaresi), imalatçı KOBİ’lerin yeşil dönüşümünü desteklemek amacıyla dönemsel çağrılar ve program bileşenleri üzerinden finansman/destek mekanizmaları yürütmektedir. Bu destekler; işletmelerin enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı, temiz üretim, atık azaltımı ve döngüsel ekonomi, kaynak verimliliği (su/enerji/hammadde) gibi alanlarda proje bazlı yatırım ve dönüşüm adımlarını hızlandırmayı hedefler.
Genel olarak KOSGEB desteklerinde uygun harcama türleri, tıpkı TÜBİTAK projelerinde olduğu gibi makine-teçhizat, yazılım, hizmet alımı (danışmanlık, eğitim, etüt/ölçüm vb.) ve (bazı bileşenlerde) personel giderleri şeklinde kurgulanabilmektedir.
KOSGEB’in yeşil dönüşüm destekleri çağrı/başvuru dönemine göre kapsam, oran ve üst limit olarak değişebildiği için güncel dönem şartları KOSGEB’in program sayfaları ve duyurularından takip edilmelidir.
Diğer Kamu Destekli Finansman ve Teşvik İmkânları
Yukarıda belirtilen özel programların yanı sıra, Türkiye’de şirketlerin yeşil dönüşüm projelerini desteklemek amacıyla çeşitli kamu kurumları ve bankalar kanalıyla finansman ve teşvik imkânları sunulmaktadır. Bunların başlıcaları şöyle özetlenebilir:
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Destekleri
Enerji verimliliği alanındaki projeler için uzun yıllardır VAP (Verimlilik Artırıcı Projeler) hibe programı uygulanmaktadır. Sanayi tesislerinin enerji tasarrufu sağlayan yatırımlarına proje bedelinin %30’u oranında hibe verilir ve 2026 yılı için bu hibenin üst limiti 27 milyon TL olarak belirlenmiştir. Benzer şekilde yeni başlatılan EKA (Enerji ve Karbon Azaltım) Destek Programı, sanayide enerjiden kaynaklanan karbon emisyonlarını azaltan projelere mali destek sağlar ve 18 milyon TL’ye kadar hibe imkânı sunar. Bu destekler, enerji bakanlığına lisanslı Enerji Verimliliği Danışmanlık (EVD) şirketleriyle çalışan firmaların projelerine, ölçülen tasarruf oranlarına göre verilmektedir. Örneğin bir fabrika EVD ile anlaşarak bir verimlilik projesi yapar ve yılda %20 enerji tasarrufu sağlarsa, yatırımın %30’unu bakanlıktan geri alabilmektedir.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Teşvikleri
Bakanlık, sanayi tesislerinin temiz üretim uygulamalarını özendirmek üzere “Sanayide Yeşil Dönüşüm Belgesi” adında bir sertifika sistemi başlatmıştır. Bu belgeyi almaya hak kazanan, çevreye duyarlı üretim yapan tesisler önemli finansman avantajlarından faydalanır. Özellikle Dünya Bankası kaynaklı 416,7 milyon USD tutarındaki yeşil yatırım fonundan, bu belgeye sahip işletmeler öncelikli yararlanabilmektedir. Bu fon; enerji verimliliği, karbon azaltımı ve temiz teknoloji yatırımlarını finanse etmek üzere oluşturulmuştur. Dolayısıyla firmalar, bakanlığın belirlediği çevresel kriterleri sağlayıp bu sertifikayı alarak, uluslararası uygun koşullu kredilere ve hibelere erişimde avantaj kazanmaktadır.
Kamu Bankaları ve Kalkınma Finansmanı
Türk Eximbank başta olmak üzere kamu bankaları yeşil dönüşüm alanında kredi programları geliştirmektedir. Eximbank, ihracatçı firmalara yönelik düşük faizli Yeşil Krediler sunarak, enerji verimliliği veya yenilenebilir enerji yatırımı yapan ihracatçıların finansman maliyetini düşürmeyi hedeflemektedir. Örneğin yenilenebilir enerji tesisi kurmak isteyen, enerji verimliliği yatırımı yapacak, elektrikli araç veya ekipman satın alacak ya da geri dönüşüm faaliyeti bulunan işletmelere uygun koşullarda kredi verilmektedir. Bu krediler genellikle uzun vadeli ve diğer ticari kredilere göre daha düşük faizlidir. Ayrıca Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası gibi uluslararası kuruluşların Türkiye’ye sağladığı yeşil finansman kaynakları, kamu bankaları aracılığıyla özel sektöre aktarılmaktadır (örneğin EBRD’nin GEFF programı kapsamında yerli bankalar KOBİ’lere yeşil kredi sunmaktadır).
Kredi Garanti Fonu (KGF) Teminatları
Yeşil dönüşüm yatırımları yapan ancak teminat açığı bulunan KOBİ’ler için KGF, kefalet desteği sağlayarak bankalardan kredi alabilmelerini kolaylaştırmaktadır. Özel olarak yeşil yatırımlar için oluşturulan kredi paketlerinde KGF, firmaların çektiği kredinin %70-80’ine kadar kısmına kefil olmakta ve böylece firmanın ipotek veya ek teminat göstermesine gerek kalmamaktadır. Bu uygulama, risk algısını azaltarak bankaların çevreci projelere kredi verme iştahını artırmaktadır. Bununla birlikte KGF kefaleti finansmana erişimi önemli ölçüde kolaylaştırsa da bankaların kredi politikaları ve kalan risk payı nedeniyle bazı durumlarda ilave teminat veya ek koşul talebi söz konusu olabilmektedir.
Kalkınma Ajansı ve Diğer Hibe Programları
Bölgesel kalkınma ajansları ve uluslararası programlar zaman zaman yeşil dönüşüm temalı hibe çağrıları (örneğin SOGREEN) açmaktadır. Örneğin bazı kalkınma ajansları “Sürdürülebilir Büyüme ve Yeşil Dönüşüm” başlığıyla KOBİ’lere yönelik küçük ölçekli hibe destekleri sunmuş, sıfır atık, temiz üretim, yenilenebilir enerji kullanımını yaygınlaştırma projelerini fonlamıştır. Bunların yanı sıra COSME, Horizon Europe gibi AB programları kapsamında da Türk şirketleri yeşil inovasyon projeleriyle hibelere başvurabilmektedir.
Vergi ve Diğer Teşvikler
Yeşil dönüşüme yönelik genel teşvikler arasında, çevre yatırımlarının amortismanında hızlandırılmış amortisman uygulamaları, çevreyle ilgili harcamaların kurumlar vergisi matrahından düşülebilmesi, karbon emisyonunu azaltan teknolojilere ilişkin AR-GE harcamalarına ek vergi indirimleri gibi dolaylı teşvikler de bulunmaktadır. Örneğin elektrikli araç üretimi gibi stratejik yatırım konularında devlet, gümrük vergisi muafiyeti ve KDV istisnası yanında, yatırıma katkı oranlarını artırarak vergi indirimini daha cazip hale getirmiştir. Ayrıca atık geri kazanım tesisleri, enerji verimliliği sağlayan bina projeleri gibi alanlarda bazı belediyeler ve yerel idareler emlak vergisi indirimi, harç muafiyeti gibi kolaylıklar sağlayabilmektedir.
Yukarıdaki kamu destekleri, şirketlerin yeşil dönüşüm adımlarını hızlandırmak için önemli kaldıraç işlevi görmektedir. Özellikle karbon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren firmalar, bu teşvik ve finansman imkanlarından yararlanarak hem yasal zorunluluklara uyum sağlamakta hem de uluslararası rekabette geri kalmamak için gerekli dönüşümü fonlayabilmektedir.
Karbon Yoğun Sektörlerde Yeşil Dönüşüm Uygulamaları
Yeşil dönüşüm prensipleri tüm sektörler için geçerli olmakla birlikte, çimento, demir-çelik, alüminyum, tekstil, otomotiv, kimya, enerji gibi karbon yoğun sektörlerde özel önem arz etmektedir. Bu sektörler, üretimleri gereği yüksek enerji tüketimine ve dolayısıyla yüksek emisyonlara sahiptir. Dolayısıyla bu alanlarda faaliyet gösteren şirketler, sektöre özgü teknolojiler ve yöntemlerle karbon ayak izlerini azaltmaya odaklanmaktadır. Söz konusu sektörlerde yaygın olarak görülen yeşil dönüşüm uygulamalarından örneklere aşağıda yer verilmiştir:
Çimento Sektörü
Çimento üretimi, kimyasal süreçler (klinker üretimi) ve yüksek ısı gereksinimi nedeniyle çok yüksek CO₂ emisyonuna yol açar. Sektörde yeşil dönüşüm için alternatif yakıt kullanımı öne çıkar. Fosil yakıtlar yerine atık lastik, biyokütle, arıtma çamuru gibi alternatif yakıt ve hammaddelerin fırınlarda yakılması yaygınlaşmaktadır. Bu sayede hem atıklar bertaraf edilmekte hem de kömür/doğalgaz tüketimi azalmakta, net emisyon düşüşü sağlanmaktadır. Ayrıca fabrikalar kendi enerji ihtiyaçlarının bir kısmını güneş veya rüzgâr enerjisi yatırımlarıyla karşılamaya başlamıştır (örn. çimento tesislerine güneş paneli kurulumu). Klinker adı verilen ara ürün, çimentonun üretimindeki en karbon yoğun bileşendir; bu nedenle klinker oranını azaltacak formülasyonlar (örneğin kalker, uçucu kül veya cüruf gibi katkı maddeleri kullanarak) geliştirilmekte, böylece “düşük karbonlu çimento” ürünlerine geçilmektedir. İleriye dönük olarak çimento sektöründe karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) teknolojilerinin pilot uygulamaları da gündemdedir. Özetle, alternatif yakıt kullanımı, yenilenebilir enerji entegrasyonu, ürün yapısında değişiklik ve CCUS, çimento sektörünün yeşil dönüşümde başvurduğu temel yöntemlerdir.
Demir-Çelik Sektörü
Demir çelik üretimi de enerjiyi yoğun kullanan ve yüksek karbon emisyonu olan bir sektördür. Özellikle entegre tesislerdeki yüksek fırın prosesi kömür/kok kullanımı nedeniyle büyük miktarda CO₂ açığa çıkarır. Sektörde yeşil dönüşümün ana ekseni, hurda kullanımını maksimize eden elektrik ark ocaklı (EAO) üretime geçmek ve fosil yakıtların yerine yeşil hidrojen gibi alternatifleri kullanmaktır. Türkiye, halihazırda hurda çelik eritmeye dayalı EAO kapasitesiyle dünyada iyi bir konumdadır; bu yöntem, cevherden üretime kıyasla çok daha düşük emisyonludur. Yeni yatırımlarda firmalar doğrudan hurda eriten elektrik ark ocaklarına yönelmektedir. Uzun vadede ise Doğrudan indirgenmiş demir (DRI) teknolojisinin yeşil hidrojen kullanarak uygulanması hedeflenmektedir. Yani demir cevheri, fosil bazlı doğal gaz yerine yenilenebilir enerjiyle üretilmiş hidrojenle indirgenecek, ardından elektrik ark ocaklarında eritilecektir. Bu sayede teorik olarak çelik üretiminin neredeyse sıfır karbonla yapılabileceği öngörülmektedir. Kısa vadede ise mevcut yüksek fırınlarda kok tüketimini azaltan enjeksiyon sistemleri, atık ısı geri kazanım üniteleri, proses gazlarının enerjiye dönüştürülmesi, fırın verimliliğini artıran dijital izleme sistemleri gibi önlemler yaygınlaşmaktadır. Ayrıca bazı tesisler enerji ihtiyacını azaltmak için kendi içinde kojenerasyon sistemleri kurmakta veya yenilenebilir elektrik satın almaktadır. Demir-çelik sektöründe karbon yakalama teknolojileri de araştırılmaktadır; yüksek fırın çıkış gazlarından CO₂ yakalayıp depolamak gelecekte mümkün olursa, bu da emisyonları önemli ölçüde düşürebilecektir. Genel olarak demir-çelikte yeşil dönüşüm, üretim süreçlerini elektrikleştirme, hurda ve hidrojen kullanımı ekseninde ilerlemektedir.
Alüminyum Sektörü
Alüminyum üretimi, özellikle birincil alüminyum (boksitten elektrolizle elde edilen) aşamasında yoğun elektrik enerjisi gerektirir. Bu nedenle bu sektörde yeşil dönüşüm öncelikle enerji kaynağının yeşillenmesi ile ilgilidir. Alüminyum tesisleri, şebekeden tükettikleri elektriği yenilenebilir kaynaklardan tedarik etmeye çalışmaktadır (örneğin kendi güneş/rüzgâr santralini kurma veya yeşil enerji sertifikaları satın alma yoluyla). İkinci olarak, geri dönüşüm (sekonder alüminyum) alüminyum sektörünün karbon ayak izini azaltmanın en etkili yollarından biridir. Geri dönüştürülmüş alüminyumdan ürün üretmek, birincil üretime göre %90’a varan enerji tasarrufu sağlar. Bu yüzden alüminyum üreten şirketler hurda alüminyum toplama ve ergitme kapasitesini artırmaya yatırım yapmaktadır. Örneğin iç piyasadan ve ihraç ettikleri ürünlerden geri gelen hurdayı işleyip tekrar ham madde olarak kullanmak yaygınlaşmaktadır. Üretim prosesinde de iyileştirmeler söz konusudur: Elektroliz hücrelerinde daha verimli anot-katot malzemeleri (inert anot teknolojisi gibi) geliştirilmekte, böylece işlemin elektrik tüketimi kademeli olarak düşürülmektedir. Ayrıca perflorokarbon (PFC) gibi yan emisyonları azaltacak proses kontrol sistemleri devreye alınmaktadır. Neticede, alüminyum sektörünün yeşil dönüşümü yenilenebilir enerji kullanımı, geri dönüşüm oranının artırılması ve proses verimliliğinin yükseltilmesi ile mümkündür.
Tekstil Sektörü
Tekstil ve hazır giyim sektörü, su tüketimi, kimyasal kullanımı ve atık su deşarjı açısından çevresel etkilere sahiptir. Bu sektörde yeşil dönüşüm denince akla ilk olarak su ve kimyasal kullanımının azaltılması gelir. Birçok tekstil boyahane firması, yeni boyama teknolojilerine yatırım yaparak su tüketimini düşürmeye çalışmaktadır (örneğin düşük banyo oranlı boyama makineleri, süper kritik CO₂ ile boyama teknolojisi gibi yenilikler). Ayrıca tesislere atık su arıtma ve geri kazanım sistemleri kurulmakta, arıtılmış suyun yeniden üretimde kullanılması sağlanmaktadır. Enerji verimliliği de önemli bir konudur; buhar kazanlarında ısı geri kazanım üniteleri, tesislerde verimli aydınlatma ve motor sistemleri uygulanmaktadır. Tekstil firmaları artan biçimde yenilenebilir enerjiye yönelmekte, fabrika çatılarına GES kuran, üretimde ihtiyacı kadar elektriği güneşten sağlayan işletmeler bulunmaktadır. Sektörde döngüsel ekonomi yaklaşımı da yükseliştedir: Geri dönüştürülmüş hammaddeler kullanmak (ör. geri dönüştürülmüş polyester iplik, atık pamuk kırpıntılarından elde edilen rejenere iplik kullanımı), ürünleri tasarım aşamasında geri dönüşüme uygun hale getirmek ve üretim kesim artıklarını tekrar hammaddeye kazandırmak yaygın uygulamalar haline gelmektedir. Moda sektöründe marka tarafında da “sürdürülebilir koleksiyonlar” arttığı için, tedarikçi konumundaki Türk tekstil şirketleri organik pamuk, geri dönüştürülmüş kumaş gibi sertifikalı sürdürülebilir malzemelere yatırım yapmaktadır. Özetle tekstil sektörünün yeşil dönüşümü; temiz üretim (az su/kimyasal), enerji tasarrufu, yenilenebilir enerji kullanımı ve geri dönüşüm ekseninde şekillenmektedir.
Otomotiv Sektörü
Otomotiv sanayi hem üretim süreçleri hem de ürünün kullanım aşamasındaki emisyonları açısından dönüşüm geçirmektedir. Üretim tarafında şirketler enerji verimliliği yüksek “yeşil fabrikalar” oluşturmaya odaklanmıştır. Örneğin otomotiv montaj tesislerinde robotik hatlarda optimizasyon yapılarak elektrik tüketimi azaltılmakta, fabrika genelinde akıllı bina yönetim sistemleriyle aydınlatma, ısıtma, havalandırma verimli şekilde kontrol edilmektedir. Boyahaneler ve kaplama hatları otomotiv üretiminde çok enerji harcar ve uçucu organik bileşen (VOC) emisyonu yapar; bu nedenle yeni su bazlı boyalar ve düşük sıcaklıkta kürlenme teknolojileri kullanılmakta, VOC yakalama sistemleri kurulmaktadır. Şirketler üretimde ortaya çıkan atıkları azaltmak için yalın üretim ve sıfır atık prensiplerini uygulamakta, örneğin talaşlı imalatta çıkan metal yongalarını geri dönüştürmekte, test süreçlerindeki atık suyu arıtıp tekrar kullanmaktadır. Bir diğer önemli adım, otomotiv fabrikalarının elektrik ve ısı ihtiyacını yenilenebilir kaynaklardan sağlamasıdır; bazı büyük üreticiler fabrika arazilerine güneş santrali kurarak güneşten elektrik elde etmeye başlamıştır. Otomotiv sektöründeki dönüşümün bir de ürün boyutu vardır: İçten yanmalı araçlardan elektrikli araçlara (EV) geçiş hızlanmaktadır. Türkiye’de de otomotiv üreticileri elektrikli model yatırımlarına yönelmiş, batarya montaj fabrikaları kurulmaya başlanmıştır. Bu kapsamda tedarik zincirinde de dönüşüm gerekir; örneğin batarya geri dönüşümü, şarj istasyonu altyapısı gibi alanlara yatırımlar yapılmaktadır. Devlet, elektrikli araç üretimini stratejik bir sektör olarak teşvik etmekte, bu alandaki yatırımlara yüksek oranlı vergi indirimleri, AR-GE destekleri sağlamaktadır. Sonuç olarak otomotivde yeşil dönüşüm, hem üretim tesislerinin karbon ayak izini küçültmeyi hem de daha çevreci araçlar üretmeyi kapsamaktadır.
Kimya ve Petrokimya Sektörü
Kimya sektörü çok geniş bir ürün yelpazesine sahip olmakla birlikte, genel olarak enerji yoğun prosesler ve fosil ham madde kullanımı nedeniyle yüksek emisyon potansiyeline sahiptir. Yeşil dönüşüm açısından kimya sanayinde öncelikle temiz üretim teknolojilerine geçiş gündemdedir. Örneğin geleneksel kimyasal prosesler yerine daha az enerji tüketen katalitik prosesler, membran ayırma teknolojileri gibi yenilikçi yöntemler devreye alınmaktadır. Proses entegrasyonu ve atıktan türetilen yakıt kullanımı ile bir tesisin atığı diğerinin hammaddesi olacak şekilde endüstriyel simbiyoz uygulamaları da kimya sanayinde görülmektedir. Bir başka önemli adım, fosil bazlı hammaddeler yerine biyolojik veya atık bazlı hammaddelerin kullanımıdır. Örneğin plastik üretiminde petrol türevleri yerine biyoplastik hammaddeler (mısır, şeker kamışı gibi kaynaklardan elde edilen) kullanmak üzerine AR-GE çalışmaları yapılmaktadır. Karbon yakalama ve kullanma teknolojileri, özellikle gübre (amonyak) üretimi, rafineri gibi sektör segmentlerinde denenmektedir; bacalardan çıkan CO₂’nin yakalanıp kimyasal süreçlerde girdi olarak tekrar kullanılması (örneğin üre sentezinde) hedeflenir. Kimya tesisleri de genel anlamda enerji verimliliğini artırmaya çalışmakta, atık ısılarını geri kazanarak proses içinde değerlendirmektedir. Ayrıca ürün bazında yeşil kimya ilkeleri benimsenerek, zararlı kimyasalların yerine çevre dostu alternatifler geliştirilmekte, atık oluşumunu minimize eden reaksiyon yolları tercih edilmektedir. Kimya sektöründeki büyük şirketler sürdürülebilirlik raporlaması yaparak hem enerji/karbon göstergelerini, hem de atık-su yönetimi performanslarını takip etmektedir. Bu sayede sürekli iyileştirme döngüsüne girerek çevresel etkilerini her yıl biraz daha azaltmayı hedeflerler.
Enerji (Elektrik Üretimi) Sektörü
Enerji sektörü, diğer tüm sektörlerin karbon ayak izini belirleyen kritik bir sektördür. Türkiye’de ve dünyada enerji üretiminde yeşil dönüşümün esası, fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara geçiştir. Son yıllarda ülkemizde güneş ve rüzgâr enerjisi santrallerinin kurulu gücü hızla artmıştır. Birçok enerji şirketi, portföylerindeki termik santrallerin sayısını azaltıp yerine güneş, rüzgâr, hidroelektrik santral yatırımlarına yönelmektedir. Mevcut fosil yakıtlı santrallerde ise daha verimli teknolojilere geçilmesi önemlidir: Eski düşük verimli kömür santralleri kapanırken, mevcut doğalgaz santrallerinde atık ısı geri kazanımlı kombine çevrim teknolojileri, yüksek verimli türbinler kullanılmaktadır. Ayrıca termik santrallerin baca gazı arıtma sistemleri geliştirilerek SO₂, NOx, partikül madde gibi kirleticilerin emisyonu azaltılmaktadır. Uzun vadede enerji sektöründe yeşil dönüşüm için karbon yakalama ve depolama altyapıları kritik rol oynayabilir; pilot ölçekte bazı santrallerde bacadan CO₂ ayrıştırılıp depolanması konusunda Ar-Ge çalışmaları yürütülmektedir. Bunun yanında enerji iletim ve dağıtım altyapısında akıllı şebeke uygulamalarına geçilerek şebeke kayıplarını azaltma, dağıtık enerji kaynaklarını verimli entegre etme adımları atılmaktadır. Enerji verimliliği kanunu kapsamında elektriğin iletimindeki teknik kayıpları azaltan trafolar, hatlar yenilenmektedir. Son olarak, enerji sektörünün dönüşümü sadece arz tarafında değil, talep tarafında da yönetilmektedir: Enerji verimliliği yüksek cihazların teşviki, talep tarafı katılım programları ile tüketimin yönetilmesi de genel karbon azaltım stratejilerinin parçasıdır. Uluslararası enerji ajanslarının raporlarına göre, 2050 yılında elektrik sektörü net sıfır emisyona ulaşmadıkça diğer sektörlerin hedeflerine erişmesi mümkün değildir; dolayısıyla enerji üretiminde yenilenebilirlerin payını artırmak Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefinin de omurgasını oluşturmaktadır.
Yukarıda belirtilen her bir sektör için farklı teknikler olsa da ortak payda emisyonları azaltmak, enerji verimliliğini artırmak ve mümkün olduğunca temiz enerji kullanmak olarak özetlenebilir. Uzmanlar, sanayi genelinde emisyonların azaltılması için enerji verimliliğinin artırılması, yenilenebilir enerjiye geçiş, sürdürülebilir üretim tekniklerinin benimsenmesi ve karbon yakalama teknolojilerinin kullanılması gibi stratejilerin kritik önem taşıdığını vurgulamaktadır. Karbon yoğun sektörlerdeki şirketler, hem ulusal hem uluslararası düzenlemelere uyum sağlamak hem de gelecekte rekabetçi kalabilmek adına bu yeşil dönüşüm adımlarını hızlandırmaktadır.
Sonuç

Türkiye’de hem iç piyasaya yönelik faaliyet gösteren hem de ihracat yapan şirketler için yeşil dönüşüm, giderek daha merkezi bir gündem maddesi haline gelmiştir. Özellikle ihracatçılar, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve SKDM gibi gelişmeler ışığında sürdürülebilir üretime geçiş yapmanın bir tercih değil zorunluluk olduğunu görmektedir. Bu dönüşüm süreci, şirketlerin operasyonel düzeyde enerji, atık, hammadde kullanım alışkanlıklarını değiştirmesini gerektirmektedir. Sevindirici biçimde, devlet politikaları ve teşvik mekanizmaları da özel sektörün bu dönüşümünü destekleyecek şekilde şekillenmektedir. Ticaret Bakanlığı’nın Responsible Programı, şirketlere yeşil dönüşüm yol haritası çizme ve uygulama konusunda ciddi bir danışmanlık desteği ve hibe sunarken; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yatırım teşvikleri, KOSGEB hibeleri, TÜBİTAK Ar-Ge ve Yeşil Dönüşüm destekleri ile firmaların önünü açmaktadır. Kamu bankaları ve uluslararası fonlar aracılığıyla uygun finansman imkanları sağlanmakta, böylece yeşil projelerin hayata geçmesi hızlandırılmaktadır.
Yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik kavramları şirketlerin stratejik planlarına bütüncül olarak dahil edilmelidir. Sürdürülebilir bir iş modeli benimseyen firmalar, bunun çevresel ayağını yeşil dönüşüm yatırımları ile desteklerken, sosyal ve yönetişim boyutlarını da ihmal etmemelidir. Nihayetinde sürdürülebilirlik, ancak çevresel hedeflerin yanı sıra sosyal sorumlulukların da yerine getirilmesiyle tam anlamına ulaşır. Türkiye’de pek çok şirket artık yıllık sürdürülebilirlik raporlarında enerji tüketimlerini, emisyon ve atık azaltım performanslarını açıklamakta; bu da yeşil dönüşüm yolunda şeffaflık ve hesap verebilirlik kültürünü yaygınlaştırmaktadır.
Özetle, karbon yoğun sektörlerden hizmet sektörüne kadar tüm alanlarda “yeşil ve sürdürülebilir kalkınma” yaklaşımı egemen olmaya başlamıştır. Yeşil dönüşümü başarıyla uygulayan şirketler kısa vadede maliyet tasarrufları ve verimlilik artışları elde ederken, uzun vadede uluslararası piyasalarda tercih edilen tedarikçi olma ve yasal uyum açısından güvendedir. Önümüzdeki yıllarda gerek teknoloji geliştikçe gerekse regülasyonlar sıkılaştıkça, yeşil dönüşümün iş dünyasının vazgeçilmez bir standardı haline geleceği açıktır. Türkiye’de şirketler bu dönüşüme bugünden yatırım yaparak hem gezegenin geleceğine hem de kendi sürdürülebilir büyümelerine önemli bir katkı sağlamış olacaklardır.
En Son Eklenen Yazılar
En Çok Okunan Yazılar
Kategoriler
Bültenimize abone olun!
KOSGEB, IPARD, TÜBİTAK ve Sağlık Turizmi destekleri gibi hibe ve teşvik programlarından ilk sizin haberiniz olsun!








